Dünyanın içinden geçtiği dönem, hepimize aynı gerçeği bir kez daha hatırlatıyor: Ekonomik sıkıntılar sadece rakamlardan ibaret değildir. Pazara gittiğimizde, market rafında, kira gününde, fatura geldiğinde ve ay sonunu düşünürken hayatın tam ortasında kendisini hissettiren bir mesele haline gelmiştir. Bugün dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de vatandaşın en önemli gündemlerinden biri alım gücü. İnsanlar daha fazla çalışıyor fakat kazancının karşılığında daha az şey alabildiğini düşünüyor. Emekli geçimini, çalışan ay sonunu, gençler ise geleceğini düşünüyor. Burada hepimizin üzerine düşen bir sorumluluk var. İşçi de işveren de aynı gemide Ekonominin önemli unsurlarından biri işçi ile işveren arasındaki dengedir. İşverenin ayakta kalamadığı bir yerde istihdamdan söz etmek zorlaşır. İşçinin emeğinin karşılığını alamadığı bir yerde ise üretimin, motivasyonun ve toplumsal huzurun sürdürülebilmesi kolay değildir. Bu nedenle meseleye “işçi mi haklı, işveren mi?” diye bakmak yerine, “İkisini aynı anda nasıl koruyabiliriz?” diye bakmalıyız. İşveren kazanmalı, yatırım yapabilmeli, yeni istihdam oluşturabilmeli. İşçi ise alın terinin karşılığını almalı ve ailesini insanca geçindirebilmelidir. Devletin burada hakemlik görevi büyük önem taşıyor. Vergi, teşvik, kredi, ücret ve sosyal destek politikaları hazırlanırken hem üretimin sürdürülebilirliği hem de çalışanların yaşam şartları birlikte değerlendirilmelidir. Çünkü işçi olmadan üretim, üretim olmadan işveren, işveren olmadan da sürdürülebilir istihdam olmaz. Dünya savaşırken insanlık kaybetmemeli Bir başka büyük sorun ise dünyanın farklı bölgelerinde devam eden savaşlar ve çatışmalar. Her savaşın arkasında haritalar, hesaplar ve siyasi çıkarlar konuşuluyor olabilir. Fakat bombaların altında kalan çocukların milliyeti, dini ve dili yoktur. Özellikle Müslümanların yaşadığı bazı coğrafyalarda karşı karşıya kalınan acılar, vicdan sahibi herkesin ortak meselesi olmalıdır. Burada sadece öfke üretmek yetmez. Diplomasi, insani yardım, uluslararası hukuk ve kalıcı barış çabaları güçlendirilmelidir. Dünyanın güçlü ülkeleri, kendi çıkarları söz konusu olduğunda gösterdikleri hassasiyeti insan hayatı söz konusu olduğunda da göstermelidir. Çünkü adalet yalnızca bize dokunduğunda hatırlanacak bir kavram değildir. Siyaset kavga alanı değil, çözüm alanıdır İç siyasete geldiğimizde ise biraz daha sakin olmamız gerektiğini düşünüyorum. Farklı düşünmek demokrasinin düşmanı değil, demokrasinin doğal sonucudur. Asıl mesele farklı düşüncelere tahammül edebilmek ve ülkenin ortak menfaatlerinde buluşabilmektir. Siyasetçiler birbirlerini eleştirebilir. Hatta eleştirmelidir. Ama vatandaşın beklentisi artık günlük tartışmalardan çok çözüm görmek. Vatandaşın cebini rahatlatacak ekonomik politikalar, gençlere iş imkânı, üretimi artıracak yatırımlar, tarımı güçlendirecek adımlar ve eğitimde fırsat eşitliği konusunda daha fazla ortak akla ihtiyacımız var. Muhalefet eleştirirken çözümünü de ortaya koymalı; iktidar ise eleştirileri yalnızca siyasi bir saldırı olarak değil, gerektiğinde politika geliştirmek için bir veri olarak değerlendirebilmelidir. Çünkü seçimler gelir geçer. Ama Türkiye hepimizin ortak vatanıdır. Biraz daha az kavga, biraz daha fazla ortak akıl Bugün toplum olarak birbirimizi dinlemeye her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Zengin ile fakir, işçi ile işveren, genç ile yaşlı, iktidar ile muhalefet arasında sürekli bir karşı karşıya geliş yaşanırsa bundan kazanan çıkmaz. Bizim asıl mücadelemiz birbirimizle değil; yoksullukla, israfla, işsizlikle, adaletsizlikle, eğitimsizlikle ve üretimsizlikle olmalıdır. Devlet güçlü olmalı ama vatandaşını da güçlü kılmalı. İşveren kazanmalı ama çalışanını da korumalı. Çalışan hakkını almalı ama işletmenin sürdürülebilirliğini de gözetmeli. Siyaset yapılmalı ama ülkenin ortak geleceği unutulmamalı. Ve dünyada savaşların değil, barışın dili güçlenmeli. Belki de bugün ihtiyacımız olan şey çok büyük sözler değil; küçük ama doğru adımların kararlılıkla atılmasıdır. Çünkü toplumlar zor zamanlardan dayanışmayla çıkar. Unutmayalım: Aynı sofrada oturamasak bile aynı ülkenin geleceğini paylaşıyoruz. Bu nedenle birbirimizi tüketmek yerine ülkemizin kaynaklarını, emeğini ve insan gücünü büyütelim. Daha çok üretelim, daha adil paylaşalım, daha az israf edelim. Birbirimize kızabiliriz… Ama birbirimizi kaybetmeyelim. Çünkü zor zamanlarda en büyük sermayemiz yine insanımız, emeğimiz ve birlik duygumuzdur. Hasan Yemiş