Kırmızına Ayına Yıldızına Kurban Olduğum
Köşe: Işılay Kızılgöz
Bu topraklarda dalgalanan şanlı bayrağımız, yalnızca bir kumaş parçası değildir. O bayrak; anaların gözyaşıyla ıslanmış, babaların sessizce içine gömdüğü acıyla ağırlaşmış, nice yiğidin canıyla mühürlenmiştir. Her karışında bir veda, her renginde bir dua vardır. Kırmızısı, dökülen kanın hatırasıdır; ay-yıldızı, bu milletin onurudur.
Nusaybin’de bayrağımıza uzanan el, aslında şehit analarının yüreğine, babaların vakur suskunluğuna uzanmıştır. Buna sessiz kalmak, bu vatan uğruna toprağa düşen evlatlara sırt çevirmek olur. Ben susmuyorum. Bayrağıma sahip çıkıyorum. Çünkü o bayrak, benim geçmişimdir, bugünüm ve evlatlarımın yarınıdır.
Ama aynı zamanda biliyorum ki; bu alçakça girişimler üzerinden kin büyütmek, ayrışmayı derinleştirmek isteyenlerin oyununa gelmek de ihanettir. Bu millet, acıyı da sabrı da feraseti de iyi bilir. Birlikte ağlamış, birlikte direnmiş, birlikte şehit vermiş bir halkı kimse birbirine düşüremez.
Bu vatan için can verenlerin arasında Türk de vardı, Kürt de, Laz da, Çerkes de… Hepsi aynı bayrağa sarılarak uğurlandı. Aynı toprağa emanet edildi. Aynı ezanla, aynı dua ile. Bayrağımıza sahip çıkmak; ayrımcılığa değil, kardeşliğe sarılmaktır.
Ben bu ülkenin analarına, evladını toprağa veren babalarına söz veriyorum:
Bayrağımıza uzanan her saygısızlığın karşısında dimdik duracağım.
Ama fitnenin, nefretin ve kardeşi kardeşe düşürmek isteyenlerin de karşısında olacağım.
Bu ülkenin adı Türkiye’dir.
Bayrağı birdir.
Acısı birdir.
Ve bu millet, bayrağını da kardeşliğini de çiğnetmeyecek kadar onurludur.
Işılay Kızılgöz

